Düşünce” ve “düşünmek” dediğimiz zihinsel süreçleri en baştan alıp, şöyle bir gözden geçirmeye ne dersiniz? “Düşünce”nin büyüsüne kapılmadan, gücünü abartmadan, ilk kez içselleştiriyormuşcasına geriye çekilip nasıl bir süreç olduğunu, korkmadan ve üşenmeden irdelemeye, var mısınız? Varım, diyorsanız, hadi, buyrun! Başlangıç noktamız: şuur. Kelimenin aslı şu’ür, Arapça, “hissetmek, bilmek”ten
geliyor; “insanın kendisini bilmesi, içinde yaşadığı mekân ve zamandan haberdar olabilmesi melekesi” olarak tanımlanıyor; bilinç eşanlamlı kullanılan diğer kelime.
İnsanın kendisini bilmesi zihinsel süreçlerinin farkında olması anlamına geliyor; zihinsel süreçler dedikleri ise, düşünceler, güdüler /saikler, algılar, duyular. Basit bir örnek: televizyon seyrederken yan odadan gelen gürültülerin, sokaktan geçen arabanın,
ocaktaki yemeğin, yağan yağmurun, halıdaki lekenin vb.vb., farkında olma halimiz; dikkat, şuurun bu süreçlerden birisine yönelmesi ve teksif olması durumu. Meselâ, ocaktaki yemekten yanık kokuları gelmeye başlamışsa, şuur, kokuya özel bir anlam yüklüyor ve dikkat ekrandan mutfağa yöneliyor. Bu bağlamda, şuur, kişiyi ve çevresini tarassut altında tutan, düşünce ve davranışlarını denetleyen bir inzibat görevi de üstleniyor.
Çevremizde ve/veya kendi içimizde oluşanlara verdiğimiz tepkiler, çoğunlukla otomatik oluyor, çünkü, pek çok şeyi bilinçli farkındalık olmadan öğrenmiş gereğini yerine getirmiş oluyoruz. Ne zamanki istemediğimiz birşeylerle karşılaşıyor, önemli kararlar vermek durumunda kalıyoruz, şuur, dağarcığımızda önceden kayıtlı önemli olabilecek bilgileri de ortaya döküyor ve kullanıma sunuyor.
Göreceli kavramlar olarak: şuur yada bilinç
Bilinçsizlik, bilinçlilik yada şuursuzluk, şuurluluk gibi isimlerin (dilbilgisi bağlaında) veya şuurlu, şuursuz, bilinçli, bilinçsiz gibi sıfatların belirttikleri gibi, şuur veya bilinç göreceli kavramlar.
Skalanın bir ucunda, amip gibi, bakteri gibi, duyuları olmayan, farkındalıkları ölçülemeyecek kadar düşük, tek hücreli şekilsiz canlılar, diğer ucunda, onlarla kıyaslanamayacak kadar gelişmiş insan var. Tek hücrelilerin dünyaları koyu karanlık bir lekeden ibaret iken, hücre sayısı arttıkça canlıların evrelerindeki ışık, titreşim, basınç yada kimyevi değişimleri algılama melekelerinin güçlendiği görülüyor.
Organizmaların haberdar olma yetileri, duyu organlarının gelişimine doğru orantılı; örneğin, gözler, hem ışığı, hem de ışığın yönünü ayırd edebilecek hale geliyor. Bakterilerin koyu karanlık bir lekeden
ibaret olan dünyaları, birden-fazla hücrelilerde farklı tonlar ve şekiller almaya başlıyor.
Haberdar olunan bilgilerin düzenlenmesi ve organizmanın diğer parçalarına ulaştırılabilmesi, sinir sisteminin gelişmişliğine bağlı. Merkezi bir işlem sistemi, yani beyin, dünyaya ilişkin haberleri biraraya getiriyor, böylece çevreye dair daha bütünlüklü bir resim oluşturuyor.
Beyin kabuğu (korteks) olan yaratıklarda hafıza ve tanıma yetileri
gelişiyor; bunlar dikkat ve hatta amaç sergiliyebiliyorlar. Örneğin,
beyin kabuğu göreceli olarak gelişmiş olan köpekler, kovaladıkları
kedinin görüntüsünü kedi kaçıp kaybolduktan sonra da
koruyabiliyorlar.
Beyin kabuğunu oluşturan lobların altında kıvrım şeklinde uzanan limbik sistem, uyku, açlık, susuzluk, cinsellik gibi bedensel işlevleri düzenleyen sistem. Limbik sistemi olan yılan, timsah gibi sürüngenlerin duyguları var.
Beyin kabuğu (korteks/cortex) ve şuur
Korteks genişledikçe bilinç yeni vasıflar kazanıyor; simge kullanma yetisi bunların en önemlisi. Simge kullanma yetisi, akıl yürütmeyi mümkün kılıyor. Dahası, simgesel dil denilen iletişim şeklini doğuruyor.
Şempazelerin ve gorillerin konuşamama nedenleri kortekslerinin kusurlu olması değil, larynx denilen ses tellerinin yokluğu ve dillerinin insanlarınki kadar esnek olmayışı. Oysa, simgesel dil kullanabildikleri gibi, duyma özürlüler için kullanılan işaret dili öğretildiklerinde insanlarla iletişim kurabiliyorlar. California’ya
eğitim gören Coco isimli gorilin bini aşkın kelimeden oluşan bir dağarcığı var, ve işaret dili kullanarak iletişim kurabiliyor.
Anadil ve şuur
İnsanların gelişmiş ses telleri ve bir yaşından itibaren karmaşık sesler çıkarmalarını mümkün kılan esnek dil’leri var. Bu iki özellik konuşmayı, daha da önemlisi deneyimlerin paylaşılmasını mümkün kılıyor. Deneyim paylaşmak, insanların birbirlerinden öğrenebiliyor olmaları, topluca oluşturulan ortak bilginin yeni kuşaklara aktarılmasını sağlıyor; toplumu birleştiren harç görevi yapıyor.
Konuşma yetisi, şuuru/bilinçi genişletiyor; çünkü, böylece yaşadığımız mekân ve zamanda yeralmadıkları için bizzat tanık olmadığımız olgulardan haberdar olabiliyoruz; çünkü, dili sadece başkalarıyla değil, kendi kendimize, içimizden konuşmakta da kullanabiliyoruz; hepsinden önemlisi, kendi kendimize kelimeler
kullanarak düşünüyoruz. Kısacası, dil bilinci geliştirirken, bilinç de dili geliştiriyor.
Kelimelerle düşünmek ve geçmiş Kelimelerle düşünmek, bize algılarımızı geçmiş deneyimlerimize bağlama imkânı veriyor. Örneğin, “ağaç” kelimesini düşündüğümüzde, zihnimizde ağaç görüntüleri beliriyor. Bir tanıdığın adını andığımızda, kendimizi onunla yaşadıklarımızı hatırlarken buluyoruz.
İnsanoğlunun korteksi gelişmiş diğer canlılardan farkı, onların geçmiş deneyimlerini hatırlayabilmeleri için ilgili nesnenin duyularının kapsama alanı içinde olması gereği; yani, köpeğin kediye ilişkin deneyimini hatırlayabilmesi için kediyi görmesi, işitmesi
yada koklaması gerekiyor. Gözden uzak kedi, beyinden de uzak oluyor.
İnsanoğlunda durum farklı. İnsanoğlu, geçmişteki olayları içinde olduğu olaylardan bağımsız olarak hatılayabiliyor – geçmişi yeniden canlandırabiliyor. Düşünmek, insana geçmiş deneyimlerinden yararlanma
imkânı veriyor.
Kelimelerle düşünmek ve gelecek Kelimelerle düşünmek insanoğlunun geleceği değerlendirmesini de mümkün kılıyor. Neyin olup, ne olamayacağını kestirmeye çalışabilir, plânlanama yapabilir, geleceğe ilişkin kararlar alabiliriz. Düşünmek içrek bir özgürlüktür – geleceğimize ilişkin karar vermek, hayatımızı
yönlendirmek özgürlüğü.
Kelimelerle düşünmek ve akıl yürütme Akıl yürütme yada eşanlamlı ifadeler muhakeme, uslamlama,, “bilinen
ve/veya kabul edilenler üzerinde düşünüp, gerekli incelemeleri
yaparak yeni yargılara varma işi” şeklinde tanımlanıyor. İnsan zihnini akıl yürütme sürecine açan, kelimelerle düşünmek yetisi. Bu yeti, bize limbik sistemin nasıl çalıştığından, ABD’nin Irak’tan ne istediğine varıncaya kadar sonsuz sayıda soru sormak imkânı veriyor.
İnsanoğlu böylece, kendisini bulduğu dünyaya dair hipotezler ve inançlar geliştirebiliyor.
Kelimelerle düşünmek ve anlamak Kelimelerle düşünmenin şuura kattığı boyut – anlamak. Farkında
olduğumuzun farkında, şuurlu olduğumuzun bilincindeyiz. İnsanoğlu sadece kendisini içinde bulduğu dünyayı değil, kendisini de anlamak yetisine sahip. Bilinçli deneyimlerimiz üzerinde düşünebiliyor, bilincimizin mahiyeti ve niteliğini araştırabiliyoruz. Medeniyet,
kelimelerle düşünebiliyor olmamızın ürünü; dil lmasaydı, insanoğlu mağaradan çıkamazdı.
Kelimelerle düşünmek ve dilbilgisi.
Düşüncenin düşüncesinin olmazsa olmazı, ammaddesi, tuğlası, demiri, çimentosu, harcı, dil. Akıl yürütme, mantıklı düşünce, dilin doğru kullanımına özen göstermeden mümkün olmuyor; dilin doğru
kullanımı ise dilbilgisi kurallarına mutlak riayet demek.
(Küçümsediğimiz, kaytardığımız, öğrenmemek
için elimizden geleni ardımıza koymadığımız dilbilgisi!) Anadilimizi -Türkçe’mizi- ne kadar
iyi kullanıyorsak, düşünce mantığınız da o kadar sağlam oluyor.
Kötü Türkçe = kusurlu mantık.
Dünya düşünce tarihi bize insanoğlunun zihinsel yetilerini terbiye ve ıslah etmek, disipline sokmak için kullandığı en temel ve evrensel yöntemin dilbilgisi olduğunu söylüyor. Cümlelerin çözümlenmesi,
cümleleri oluşturan parçacıkların yapılarının ve sıralanışlarının incelenmesi, ifadenin uslup ve renginin belirlenmesi gibi dilbilgisinin alanına giren uğraşlar, doğru ve mantıklı düşüncenin, akıl yürütmenin temelini teşkil ediyorlar. Bu çerçevede, ister sosyal
bilimlerde olsun, ister fen bilimlerinde, bilimadamları olası yanlışları ve mantık hatalarını, tezlerini dilbilgisi kurallarının tedrisinden geçirerek saptama yoluna gidiyorlar.
“Düşünce” isim’dir, “düşünmek” fiil (sürecek)